Sovyetler Birliği ordusunun, 20 Ocak 1990 gecesi Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de gerçekleştirdiği askerî müdahale, yalnızca bir güvenlik operasyonu değil; sivil halkı hedef alan ağır bir insanlık suçu olarak tarihe geçmiştir. “Kara Ocak” (Qara Yanvar) olarak anılan bu olayda, aralarında kadınların, çocukların ve yaşlıların da bulunduğu yüzlerce Azerbaycan Türkü hayatını kaybetmiş, binlerce kişi yaralanmış ve şehir adeta açık hava hapishanesine dönüştürülmüştür.
1980’li yılların sonlarına gelindiğinde, Sovyetler Birliği’nde çözülme süreci hız kazanmış, Azerbaycan’da ise hem bağımsızlık talepleri hem de Dağlık Karabağ meselesi nedeniyle toplumsal gerilim artmıştır. Bakü’de düzenlenen kitlesel ve büyük ölçüde barışçıl gösteriler, halkın kendi kaderini tayin etme iradesinin güçlü bir yansımasıydı. Ancak bu irade, Moskova yönetimi tarafından askerî güçle bastırılmak istenmiştir.
19 Ocak’ı 20 Ocak’a bağlayan gece, Sovyet ordusuna bağlı zırhlı birlikler ve özel kuvvetler, olağanüstü hâl ilan edilmeden Bakü’ye girmiştir. Elektrik ve iletişim altyapısı devre dışı bırakılmış, şehirle dış dünya arasındaki bağlantı kesilmiştir. Tanklar ve ağır silahlarla sokaklara giren askerler, silahsız sivillere ateş açmış; ambulanslar, araçlar ve hatta evler dahi hedef alınmıştır. Resmî ve yarı resmî kaynaklara göre yüzün üzerinde kişi hayatını kaybetmiş, gayriresmî veriler ise can kaybının çok daha yüksek olduğunu ortaya koymaktadır.
Kara Ocak’ta yaşananlar, yalnızca Azerbaycan halkının değil, tüm Türk dünyasının ve insan haklarına duyarlı uluslararası çevrelerin vicdanında derin bir yara açmıştır. Olay, Sovyet yönetiminin çözülme sürecinde başvurduğu sert güç politikalarının en çarpıcı ve en trajik örneklerinden biri olarak kabul edilmektedir. Nitekim bu müdahale, beklenenin aksine Azerbaycan halkının bağımsızlık kararlılığını zayıflatmamış; aksine özgürlük mücadelesini daha da güçlendirmiştir. Azerbaycan, 1991 yılında bağımsızlığını ilan ederken, 20 Ocak şehitleri bu mücadelenin sembol isimleri hâline gelmiştir.
Uluslararası hukuk perspektifinden bakıldığında, Bakü’de yaşananlar; sivillerin korunması, orantılı güç kullanımı ve yaşam hakkı gibi temel ilkelerin açık ihlali niteliğindedir. Buna rağmen olay, dönemin küresel siyasi dengeleri nedeniyle uzun süre yeterli düzeyde uluslararası soruşturmaya konu edilmemiştir. Bugün ise Kara Ocak, tarihsel adaletin ve kolektif hafızanın canlı tutulması gereken acı bir sayfası olarak anılmaktadır.
Azerbaycan’da her yıl 20 Ocak’ta düzenlenen anma törenleri, yalnızca bir yas günü değil; aynı zamanda bağımsızlık, egemenlik ve milli onur vurgusunun güçlü bir ifadesidir. Şehitler Hıyabanı’nda dalgalanan bayraklar, o gece hayatını kaybedenlerin mücadelesinin boşa gitmediğini göstermektedir.
Aradan geçen yıllara rağmen, Bakü sokaklarında dökülen kanın izi, tarih bilincinde ve ortak hafızada yaşamaya devam etmektedir. 20 Ocak 1990, zulmün geçici; millet iradesinin ise kalıcı olduğunu hatırlatan acı ama öğretici bir dönüm noktasıdır.
Bu vesileyle, Bakü’de hunharca şehit edilen Azerbaycanlı soydaşlarımızı rahmet, minnet ve saygıyla anıyor; benzer acıların bir daha yaşanmaması için hakikatin ve adaletin savunulmasının evrensel bir sorumluluk olduğunu bir kez daha vurguluyoruz.







