Nevzat Aksoy
Değerli okuyucularımız, hepinize dua ve selamla yazıma başlıyorum.
Bir dünya düşünün… Vicdanın sesi kısılmış, merhamet raflara kaldırılmış, insan insanın yükünü değil gölgesini bile taşımaktan kaçınır hâle gelmiş. “İnsan insana emanetti” sözü artık sadece nostaljik bir hatıra gibi anılıyor. Oysa bir zamanlar komşusu açken tok yatmak utanç sayılırdı. Şimdi ise açlığın sesi duvarlardan geri dönüyor, tok olanların kulaklarına ulaşmıyor bile.
Bugün insanlık, maddiyatın putlaştırıldığı bir çağın içinde savruluyor. Kimin ne kadar malı var, kimin kaç fabrikası, hangi serveti… Bunlar konuşuluyor. Ama kimsenin kalbinde ne kadar merhamet var, kim kaç yetimin başını okşadı, kim bir yoksulun sofrasına ekmek koydu—bunlar sorulmuyor. Çünkü değer ölçüsü değişti. İnsanlık, rakamlarla ölçülür hâle geldi.
Oysa inanç, sadece dilde kalan bir iddia değildir. “Kendisi için istediğini kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olamaz” hakikati, sadece okunup geçilecek bir söz değil, hayatın merkezine yerleştirilmesi gereken bir ölçüdür. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur:
“Komşusu açken tok yatan bizden değildir.”
Yine bir başka hadis-i şerifte ise şöyle uyarılır:
“İnsanların en hayırlısı, insanlara en faydalı olandır.”
Ve bir başka ikaz:
“Müminler bir vücut gibidir; bir uzuv rahatsız olursa diğer uzuvlar da onun acısını hisseder.”
Bu sözler, sadece kulağa hoş gelen öğütler değil; insanı insan yapan temel sorumlulukların açık birer ilanıdır. Ama ne acıdır ki bu ölçüler, modern insanın gündeminde yer bulamıyor. Dualar dudaklarda, ama merhamet davranışlara yansımıyor.
Gösterişin ibadeti gölgelediği bir dönemde yaşıyoruz. Kimi umreye gider, kimi hacca… Ama sorulması gereken soru şudur: Bu yolculuklar kalbi mi temizliyor, yoksa sadece görüntüyü mü süslüyor? Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir başka hadisinde şöyle buyurur:
“Ameller niyetlere göredir.”
Eğer niyet gösterişse, yapılan ibadet sadece bir görüntüden ibaret kalır. Eğer kalp değişmiyorsa, yolculuk sadece bedeni yormuştur.
Yakın akrabaları yoksullukla mücadele ederken, başkalarının gözünde “iyi insan” görünme çabasıyla yapılan yardımlar; samimiyetin değil, riyanın izlerini taşır. Ve bu riya, insanın kendisini kandırmasından başka bir şey değildir. Çünkü hakikat gizlenmez. Vicdan susturulsa bile, gün gelir en yüksek sesiyle konuşur.
Bugün en büyük yoksulluk, cebimizde değil; kalbimizdedir. En büyük açlık, midelerde değil; merhamet eksikliğinde saklıdır. Eğer bir toplumda insanlar birbirinden habersiz, birbirine yabancı ve birbirine karşı duyarsız yaşıyorsa; orada ne zenginlik anlamlıdır ne de başarı.
Öyleyse bu sözler sadece bir eleştiri değil, aynı zamanda bir çağrıdır. Her birimiz, kendimize şu soruyu sormalıyız:
Ben kimin yükünü hafiflettim? Kimin duasında yer buldum? Kimin derdine derman oldum?
Unutulmamalıdır ki insan, sadece kendisi için yaşayan bir varlık değildir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur:
“Kim bir müminin sıkıntısını giderirse, Allah da onun kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir.”
İşte asıl vazife budur: İnsana hizmet etmek, yaratılmışa merhamet etmek ve Yaratıcı’nın rızasını gözetmek. İnsan, insana hizmet ettikçe yücelir. Merhamet ettikçe büyür. Paylaştıkça çoğalır.
Şimdi vakit, yeniden hatırlama vaktidir.
Vakit, insanlığa hizmet etme vazifesini omuzlama vaktidir.
Vakit, kalplerimizi yumuşatma, sofralarımızı paylaşma, gözyaşlarını silme vaktidir.
Her birimiz bu dünyada bir imtihanın içindeyiz ve bu imtihanın en önemli sorusu şudur: “Sen, başka bir insanın hayatına ne kattın?”
Çünkü gerçek kurtuluş; başkalarının hayatına dokunabilmekte, bir insanın duasında yer bulabilmektedir. Ve belki de en büyük kazanç, ardımızda bıraktığımız mal değil; dokunduğumuz hayatlar olacaktır.
Vesselam.
Nevzat Aksoy







