Nevzat AKSOY
Değerli okuyucularımız herkese dua ve selamla yazıma başlıyorum.
Bugün insanlığın en büyük imtihanlarından biri dünya sevgisidir. Mal, makam, şöhret ve konfor tutkusu öyle bir noktaya gelmiştir ki birçok insan farkında olmadan Allah sevgisini ve ahiret endişesini ikinci plana itmiştir. Kalpler dünya ile doldukça, Allah’a ayrılan yer daralmaktadır.
İnsanlar saatlerini kazanç hesaplarına ayırırken, birkaç dakikalık ibadeti ağır bir yük gibi görmektedir. Bir alışveriş merkezinde saatlerce dolaşabilenler, camide birkaç dakika sabretmekte zorlanmaktadır. Dünya için gecelerini gündüzlerine katanlar, ahiret için küçük bir fedakârlığı bile çok görmektedir.
Mal sevgisi, insanı çoğu zaman hakikate karşı körleştirir. Kazanmak için doğruluktan taviz verilir, daha fazla elde etmek için kul hakkı çiğnenir, gösteriş uğruna israf normalleştirilir. Oysa kabre girerken ne servet, ne makam, ne de alkışlar insanla birlikte girecektir. İnsan, sadece amelleriyle baş başa kalacaktır.
En acı olan ise şudur: Birçok kişi Allah’ın verdiği nimetleri severken, nimetin sahibini gerektiği kadar sevmemektedir. Dünya nimetlerine bağlanan kalpler, ölüm gerçeğini unutmakta; sanki ebedî yaşayacakmış gibi planlar yapmakta, fakat yarın hesap vereceğini düşünmemektedir.
Ahiret sevgisi zayıfladığında vicdan da zayıflar. Hesap gününü unutan insan, nefsinin arzularını ilah edinmeye başlar. Dünya geçicidir; bugün elde edilen her şey yarın başkasının olacaktır. Kalıcı olan ise Allah’ın rızası ve salih amellerdir.
Ne yazık ki çağımızda insanlar bankadaki hesaplarını ahiretteki hesaplarından daha fazla düşünür hâle gelmiştir. Evlerinin dekorasyonuna gösterdikleri özeni kalplerinin temizliğine göstermemektedirler. Bir telefonun yeni modelini kaçırmaktan korkanlar, bir namazı kaçırmaktan korkmamaktadır. Dünya kaybı karşısında günlerce üzülenler, işledikleri günahlar karşısında çoğu zaman vicdan muhasebesi bile yapmamaktadır.
Ölüm her gün kapıları çalmakta, mezarlıklar sessiz ama güçlü bir şekilde hakikati haykırmaktadır. Fakat insan, gaflet perdesi altında kendisini sanki ölümden muaf sanmaktadır. Oysa nice zenginler servetlerini, nice güçlüler makamlarını, nice meşhurlar alkışlarını geride bırakarak toprağın altına girmiştir. Şimdi onların yanında ne kasaları vardır ne de unvanları. Geriye sadece yaptıkları iyilikler ve işledikleri günahlar kalmıştır.
Dünya sevgisi kalbe hâkim olduğunda haramlar küçülür, tövbe ertelenir, ibadetler ağırlaşır. Nefis büyüdükçe Allah korkusu küçülür. İnsan kendisini kurtulmuş zannetmeye başlar. Hâlbuki en büyük tehlike, kişinin kendi manevî hastalığını görememesidir.
Bugün birçok insan Kur’an okumaya vakit bulamadığını söylerken saatlerini ekranların önünde tüketmektedir. Allah’ın emirleri ertelenirken nefsin istekleri derhal yerine getirilmektedir. Bu durum sadece bir ihmal değil, aynı zamanda ciddi bir muhasebe konusudur. Çünkü kalbin gerçekte kimi sevdiği, dilinden çok önceliklerinden anlaşılır.
Ey dünya ile oyalanan insan! Bir gün son nefesini vereceksin. Gözlerinin önünden bütün servetin, makamın, çevren ve övündüğün her şey çekilip alınacak. Seni kabre ne araban götürecek ne de paran kurtaracak. Orada yalnızca imanının, ihlasının ve amellerinin değeri olacaktır.
Bu nedenle her insan kendine şu soruyu sormalıdır: Kalbimde en büyük yer kime ait? Dünya sevgisi mi, mal sevgisi mi, yoksa Allah sevgisi ve ahiret özlemi mi?
Çünkü kalpte hangi sevgi üstün gelirse, insanın yönü de sonu da ona göre şekillenecektir. Dünya için yaşayanlar dünyada kalacak olanı toplarlar; Allah için yaşayanlar ise ebedî olanı kazanırlar.
Unutulmamalıdır ki dünya bir misafirhanedir, ebedî yurt değildir. Akıllı insan dünyayı kalbine değil eline alandır. Dünyayı amaç hâline getirenler sonunda dünyayla birlikte kaybolur; Allah’ın rızasını amaç hâline getirenler ise sonsuz kurtuluşa erişirler.
Vesselam.
Nevzat AKSOY





