Nevzat AKSOY
Değerli okuyucularımız,
İnsanın elinde imkân olacak, serveti olacak, makamı olacak, gücü olacak; fakat yanı başında açlıkla, yoksullukla, çaresizlikle, borçla, hastalıkla ve yalnızlıkla mücadele eden bir insanın feryadını duymayacaksa, o imkânın ne anlamı vardır?
Bugün üzerinde uzun uzun düşünmemiz gereken en acı meselelerden biri budur.
Çünkü insanı değerli kılan, sahip olduklarının çokluğu değil; sahip olduklarını hangi amaçla kullandığıdır. Bir insanın serveti, makamı, itibarı ve gücü; başkasının hayatına dokunmadığı, bir mazlumun yükünü hafifletmediği, bir yetimin başını okşamadığı, bir ailenin sofrasına katkı sunmadığı sürece yalnızca biriktirilmiş bir yüktür.
İmkânın gerçek değeri, ihtiyaç sahibine ulaştığı anda ortaya çıkar.
Bugün toplumda öyle bir duyarsızlık gelişiyor ki bazen insan, insanın acısına bakıyor ama görmüyor; feryadını duyuyor ama işitmiyor; sıkıntısını biliyor ama üzerine düşeni yapmıyor.
Herkes kendi hayatının telaşına kapılmış durumda.
Kimisi daha büyük bir evin, daha pahalı bir arabanın, daha gösterişli bir hayatın hesabını yapıyor. Kimisi makamını büyütmenin, servetini artırmanın, çevresini genişletmenin peşinde. Kimisi sofralarında israfın sınırlarını zorlarken, başka bir evde insanlar çocuklarının önüne ne koyacağını düşünüyor.
İşte asıl çelişki burada başlıyor.
Bir tarafta tüketmenin sınırını bilmeyenler, diğer tarafta temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlananlar…
Bir tarafta gösteriş için harcanan servetler, diğer tarafta borçları altında ezilen insanlar…
Bir tarafta ihtiyacından fazlasını biriktirenler, diğer tarafta en temel ihtiyacını karşılayamayanlar…
Ve bütün bunların ortasında, giderek körelen bir vicdan.
Zenginlik sadece sahip olmak değildir
İnsana verilen her nimet aynı zamanda bir sorumluluktur.
Para sadece harcamak için verilmiş değildir. Makam yalnızca yükselmek için değildir. Güç yalnızca kendini korumak için değildir. Bilgi yalnızca kendine avantaj sağlamak için değildir.
Bunların her biri, insanın elinde bir emanettir.
İnsan sahip olduğu imkânların gerçek sahibi olduğunu zannettiği anda yanılmaya başlar.
Çünkü bugün var olan, yarın olmayabilir.
Bugün güçlü olan yarın güçsüz kalabilir. Bugün zengin olan yarın muhtaç duruma düşebilir. Bugün makam sahibi olan yarın o makamdan ayrılabilir. Bugün insanların önünde yürüyen kişi, yarın bir başkasının yardımına ihtiyaç duyabilir.
Hayat insana sürekli aynı şeyi hatırlatıyor:
Hiçbir güç kalıcı değildir. Hiçbir servet insanın garantisi değildir. Hiçbir makam sonsuza kadar sürmez.
Geride kalan, insanın insanlara ne yaptığıdır.
İsraf sadece fazla tüketmek değildir
İsraf denildiğinde çoğu insan yalnızca çöpe atılan ekmeği veya gereğinden fazla tüketilen yiyeceği düşünür.
Oysa israfın başka ve çok daha ağır bir boyutu vardır:
İmkânı olup da iyiliği ertelemek de bir tür israftır.
Bir insanın zamanı vardır, kullanmaz.
Parası vardır, paylaşmaz.
Bilgisi vardır, öğretmez.
Gücü vardır, mazlumun yanında durmaz.
Makamı vardır, adalet için kullanmaz.
Sözü geçer, haksızlığa karşı susar.
İşte bunlar da insanın elindeki nimetlerin boşa harcanmasıdır.
Çünkü insanın elindeki her imkân, başka bir insanın hayatında bir iyiliğe dönüşebilecek potansiyele sahiptir.
Bir çocuğun eğitimine destek olabilirdi.
Bir hastanın tedavisine katkı sağlayabilirdi.
Bir ailenin kirasını karşılayabilirdi.
Bir öğrencinin elinden tutabilirdi.
Bir yaşlının yalnızlığını giderebilirdi.
Bir işsize iş kapısı açabilirdi.
Bir borçlunun yükünü hafifletebilirdi.
Ama insan bunların hiçbirini yapmadan yalnızca kendisi için yaşarsa, sahip olduğu nimetlerin anlamını da küçültmüş olur.
Makamın değeri, kime ne kadar fayda sağladığınla ölçülür
Makam sahibi olmak tek başına bir meziyet değildir.
Asıl mesele, o makamın insanlara ne kattığıdır.
Bir insan yüksek bir yerde oturabilir ama aşağıdaki insanların sesini duymayabilir.
Bir insan herkes tarafından tanınabilir ama kimsenin derdini gerçekten bilmeyebilir.
Bir insan büyük bir servete sahip olabilir ama yüreğinde merhamete yer bırakmamış olabilir.
Böyle bir zenginlik insana ne kazandırır?
İnsanların alkışı mı?
Gösterişli hayatı mı?
Geçici itibarı mı?
Bunların hepsi bir gün biter.
İnsan için asıl kıymet, arkasından şu cümlenin söylenebilmesidir:
“Bu insanın elinden iyilik gördüm.”
Bir insanın hayatına dokunmak, bazen milyonlardan daha değerlidir.
Çünkü para miktarı büyüdükçe insan büyümez.
İyilik büyüdükçe insan büyür.
Bugünün en büyük yoksulluklarından biri: merhamet yoksulluğu
Bugün yalnızca ekonomik sıkıntılarla mücadele etmiyoruz.
Aynı zamanda bir merhamet yoksulluğuyla da karşı karşıyayız.
İnsanların birbirlerinin hayatına karşı ilgisi azalıyor.
Komşusunun ne yaşadığını bilmeyenler, aynı apartmanda yıllarca yaşayabiliyor.
Bir yakınının borç içinde olduğunu bildiği hâlde el uzatmayanlar var.
Bir ailenin temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığını gördüğü hâlde “Beni ilgilendirmez” diyebilenler var.
Sosyal medyada saatlerce vakit ayıran fakat gerçek hayatta birkaç dakikasını bir ihtiyaç sahibine ayırmayanlar var.
İşte burada insan kendisine şu soruyu sormalıdır:
Ben sahip olduğum imkânlarla kimin hayatını kolaylaştırıyorum?
Bu sorunun cevabı yoksa, sahip olduklarımızı yeniden düşünmenin zamanı gelmiştir.
Allah’ın verdiği nimet, yalnızca kendimiz için değildir
İnanan insan için malın ve imkânın bir emanet olduğunu bilmek gerekir.
İnsan “Bunların hepsi benim” diyerek kendisini sınırsız bir sahiplik duygusuna kaptırmamalıdır.
Çünkü insan dünyaya gelirken hiçbir servet getirmedi.
Ve dünyadan ayrılırken sahip olduğu servetin tamamını yanında götüremeyecek.
Geriye ne kalacak?
Yaptıkları…
İyilikleri…
İnsanların gönlünde bıraktığı iz…
Bir yetimin duası…
Bir fakirin minneti…
Bir hastanın şükrü…
Bir mazlumun “Allah razı olsun” sözü…
Belki de insanın gerçek serveti budur.
Bu çağın en büyük çelişkilerinden biri
Bugün teknoloji gelişti.
İletişim kolaylaştı.
Dünyanın öbür ucundaki insanın hayatını birkaç saniye içinde görebiliyoruz.
Fakat aynı apartmanda yaşayan insanın derdinden habersiz kalabiliyoruz.
Dünyanın herhangi bir yerindeki felakete üzülürken, yanı başımızdaki insanın sessiz çöküşünü görmeyebiliyoruz.
Bir paylaşımı beğenmek kolay.
Bir yardım çağrısını paylaşmak kolay.
“Geçmiş olsun” demek kolay.
“Allah yardımcın olsun” demek kolay.
Asıl mesele, gerçekten yardım etmektir.
Çünkü merhamet yalnızca söz değildir.
Merhamet, bedel ödemeyi göze almaktır.
Zamanından vermektir.
Parasından vermektir.
Rahatından vazgeçmektir.
Bir başkasının yükünü kendi omzuna almaktır.
Kendimize sormalıyız
Bugün soframızda fazladan ne kadar yemek var?
Dolabımızda kullanmadığımız ne kadar eşya var?
Hesabımızda hiç dokunmadığımız ne kadar para var?
Hayatımızda yalnızca kendimiz için ayırdığımız ne kadar zaman var?
Ve bütün bunların karşısında, yardım bekleyen kaç insan var?
Eğer elimizdeki imkânların bir kısmı bir başkasının hayatını değiştirebilecek durumdaysa, onları yalnızca kendimiz için tüketmek bizi gerçekten zengin yapar mı?
Belki cebimiz zengindir.
Ama vicdanımız fakirse bunun ne anlamı vardır?
Belki evimiz büyüktür.
Ama gönlümüz darsa bunun ne anlamı vardır?
Belki makamımız yüksektir.
Ama insanlara karşı sorumluluk duygumuz yoksa bunun ne anlamı vardır?
Belki çevremiz kalabalıktır.
Ama bir insanın gerçek derdine ortak olamıyorsak bunun ne anlamı vardır?
Son söz: İmkân, insanlık için kullanılırsa değerlidir
İnsan bu dünyada yalnızca kendisi için yaşamamalıdır.
Çünkü hayatın anlamı, ne kadar topladığımızla değil; ne kadar fayda sağladığımızla ölçülür.
Zenginlik, başkasının açlığını görmezden gelmek için verilmiş değildir.
Makam, insanları küçümsemek için verilmiş değildir.
Güç, güçsüzü ezmek için verilmiş değildir.
Bilgi, yalnızca kendine üstünlük sağlamak için verilmiş değildir.
İmkân, imkânsız durumda olanların elinden tutmak için bir fırsattır.
Bugün hâlâ bir insanın elinden tutabilecek durumdaysak, bunu yarına bırakmamalıyız.
Çünkü yarının garantisi yoktur.
Bugün yardım edebiliyorsak bugün etmeliyiz.
Bugün paylaşabiliyorsak bugün paylaşmalıyız.
Bugün bir insanın yükünü hafifletebiliyorsak bugün hafifletmeliyiz.
Çünkü imkânın gerçek değeri, ihtiyaç sahibine ulaştığı anda ortaya çıkar.
Aksi hâlde servet sadece servet, makam sadece makam, güç sadece güç olarak kalır.
Ve insanın elinde dünyaya ait çok şey bulunurken, insanlığından geriye çok az şey kalabilir.
Unutmamak gerekir:
Bir insanın zenginliği, sahip olduklarının çokluğuyla değil; sahip olduklarından başkalarına ne kadar pay ayırdığıyla anlaşılır.
İmdada yetişmeyen imkânın, merhamete dönüşmeyen zenginliğin, adalete hizmet etmeyen makamın ve insanlığa fayda sağlamayan gücün gerçek değeri yoktur.
Çünkü insanın arkasından bırakacağı en büyük miras malı değil, iyiliğidir.
Vesselam
Nevzat AKSOY



