İlahiyatçı-Yazar Özkan SUSUZ
Yüce Allah’a hamdolsun. Kutlu Elçisi, önderimiz, rehberimiz ve sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya salât ve selam olsun.
Bir toplumun geleceğini yalnızca ekonomik gücü, teknolojik imkânları veya maddi zenginlikleri belirlemez. Milletleri güçlü ve kalıcı kılan en önemli unsurların başında ahlak, inanç, vefa, adalet, dayanışma ve ortak değerler gelir.
Bugün millî ve manevi değerlerimiz üzerine düşünürken öncelikle güzel ahlakın hayatımızdaki yerini yeniden hatırlamamız gerektiğine inanıyorum.
Peygamberimizin Örnek Ahlakı
Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah, sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed’i güzel ahlakı sebebiyle övmekte ve Kalem Suresi’nin 4. ayetinde, “Şüphesiz sen yüce bir ahlak üzeresin.” buyurmaktadır.
Bu ilahi hitap, Peygamber Efendimizin insanlık için yalnızca bir tebliğ edici değil, aynı zamanda güzel ahlakın en üstün örneği olduğunu ortaya koymaktadır.
Onun hayatına baktığımızda doğruluk, merhamet, adalet, sabır, hoşgörü, emanete riayet, komşuluk hakkı, yetime sahip çıkma ve ihtiyaç sahibine yardım etme gibi pek çok ahlaki değerin yaşantısında karşılık bulduğunu görürüz.
Dolayısıyla güzel ahlak, yalnızca sözle ifade edilen bir kavram değildir. Güzel ahlak, insanın günlük hayatına yansıyan davranış bütünüdür.
Güzel Ahlak Hayatın Her Alanındadır
İslam anlayışında ibadet ile güzel ahlak birbirinden kopuk düşünülemez. İman, insanın davranışlarına da yansımalıdır.
Bir insana iyilik yapmak güzel ahlaktır.
Bir gönlü incitmemek güzel ahlaktır.
Anne ve babaya iyilik etmek güzel ahlaktır.
Öğretmenin öğrencisine adalet ve şefkatle yaklaşması güzel ahlaktır.
Anne ve babanın evlatları arasında adaletli davranması güzel ahlaktır.
Yolda kalmış bir insanın yardımına koşmak, ihtiyaç sahibini gözetmek, yetimi korumak ve muhtaca el uzatmak güzel ahlaktır.
Kısacası güzel ahlak, insanın yalnızca camide veya ibadet sırasında değil, hayatın bütün alanlarında taşıması gereken bir sorumluluktur.
Peygamber Efendimizin hadislerinde de güzel ahlakın faziletine dikkat çekilmiştir. Güzel ahlak sahibi insanların Allah katındaki değerine ve toplum içerisindeki konumuna vurgu yapılmıştır.
Bu nedenle insan, ömrünü yalnızca maddi kazanımlar peşinde tüketmemeli; geride güzel bir iz, hayırlı bir eser ve insanların gönlünde güzel bir hatıra bırakmaya gayret etmelidir.
Doğruluk ve Sorumluluk
Kur’an-ı Kerim’de insanlara dosdoğru olmaları emredilmektedir. Doğruluk, yalnızca kişinin kendi hayatını değil, toplumun güven duygusunu da doğrudan etkileyen temel bir değerdir.
Bir toplumda insanlar birbirlerine güveniyorsa orada huzur vardır.
Emanete riayet ediliyorsa orada güven vardır.
Adalet gözetiliyorsa orada birlik vardır.
Sözün kıymeti korunuyorsa orada sağlam bir toplumsal yapı vardır.
Bu sebeple millî ve manevi değerlerimizin gelecek nesillere aktarılması, yalnızca geçmişimizi anlatmakla değil, bu değerleri bugün yaşatmakla mümkündür.
Vatan Sevgisi ve Vefa
Vatan sevgisinin toplumlarımızdaki güçlü karşılığı da millî ve manevi değerlerimizin önemli unsurlarından biridir.
Halk arasında yaygın biçimde kullanılan “Vatan sevgisi imandandır.” sözü, hadis olarak kesin biçimde Hz. Peygamber’e nispet edilmemelidir. Ancak vatanını sevmek, milletine faydalı olmak, yaşadığı topluma hizmet etmek ve ülkesinin huzuru için gayret göstermek, ahlaki bir sorumluluk olarak değerlendirilebilir.
Vatan sevgisi yalnızca sözle ifade edilen bir duygu değildir.
Vatanı sevmek; görevini hakkıyla yapmaktır.
Vatanı sevmek; hukuka ve adalete saygı göstermektir.
Vatanı sevmek; yetimin, yoksulun ve ihtiyaç sahibinin yanında olmaktır.
Vatanı sevmek; eğitimde, bilimde, teknolojide ve üretimde ülkesine katkı sunmaktır.
Vatanı sevmek; bayrağa, millete ve ortak değerlere saygı göstermektir.
Ecdada Vefa, Geleceğe Sorumluluktur
Bizlere bu toprakları emanet eden ecdadımızı rahmet ve minnetle anmak da vefa duygusunun bir gereğidir.
Türk-İslam tarihinin farklı dönemlerinde devletler kurmuş, medeniyetler inşa etmiş ve büyük bir kültürel miras meydana getirmiş nice nesiller bulunmaktadır.
Karahanlılardan Büyük Selçuklu Devleti’ne, Osmanlı Devleti’nden Türkiye Cumhuriyeti’ne uzanan tarihî süreç içerisinde farklı siyasi ve toplumsal şartlar yaşanmış; Türk milletinin devlet ve medeniyet tecrübesi yüzyıllar boyunca şekillenmiştir.
Bu tarihî mirasa sahip çıkmak, geçmişte yapılanları yalnızca övmek anlamına gelmemelidir. Asıl mesele, ecdadın bıraktığı değerleri çağın şartlarına uygun biçimde geleceğe taşımaktır.
Bugünün gençleri, geçmişini bilmeli; ancak yalnızca geçmişle yetinmemelidir.
Geçmişten güç alarak geleceğe yürümelidir.
Millî Değerlerimizi Bilim ve Teknolojiyle Buluşturmalıyız
Günümüz dünyasında güçlü devlet olmanın yolu yalnızca nüfus veya doğal kaynaklardan geçmemektedir.
Bilim, teknoloji, eğitim, üretim ve nitelikli insan gücü artık ülkelerin geleceğini belirleyen temel unsurlar arasındadır.
Bu nedenle gençlerimize hem millî ve manevi değerlerimizi hem de bilimsel düşünceyi kazandırmalıyız.
İnanç ile bilimi, ahlak ile teknolojiyi, tarih bilinci ile geleceğe yönelik hedefleri birbirinin alternatifi olarak görmemeliyiz.
Tam tersine, ahlaklı, sorumluluk sahibi, vatanını ve milletini seven; aynı zamanda bilim üreten, teknoloji geliştiren ve dünyayı takip eden bir gençlik yetiştirmeliyiz.
Çünkü geleceğin Türkiye’sini inşa edecek olanlar, bugünün gençleridir.
Güzel Ahlak İçin Her Zaman Fırsatımız Var
İnsan hayatının en büyük sermayesi zamandır.
Kaybolan zaman geri gelmez. Bu nedenle ömrümüzü yalnızca geçici ve faydasız uğraşlarla tüketmek yerine insanlara faydalı olmaya, güzel işler yapmaya ve ardımızda hayırlı eserler bırakmaya gayret etmeliyiz.
Güzel ahlak için yaşın, makamın veya ekonomik imkânın önemi yoktur.
Bir tebessüm de iyiliktir.
Bir gönül almak da iyiliktir.
Bir ihtiyaç sahibinin elinden tutmak da iyiliktir.
Bir öğrencinin eğitimine katkı sunmak da iyiliktir.
Bir yaşlının hatırını sormak da iyiliktir.
Bir yetimin başını okşamak da iyiliktir.
İnsanlara faydalı olmak, aslında hayatın anlamını güzelleştiren en önemli davranışlardan biridir.
Geçmişten Geleceğe Millî ve Manevi Bir Miras
Bugün bizlere düşen görev, geçmişten aldığımız millî ve manevi mirası gelecek nesillere daha güçlü biçimde aktarmaktır.
Çocuklarımıza ve gençlerimize tarihlerini öğretmeli, kültürlerini tanıtmalı, millî kimliklerini güçlendirmeli; bunun yanında çağın bilimsel ve teknolojik gelişmelerini yakından takip etmelerini sağlamalıyız.
Çünkü köklerinden kopmadan geleceğe yürüyen milletler daha sağlam adımlar atabilir.
Geçmişimizi bilmeli, bugünümüzün sorumluluğunu taşımalı ve geleceği inşa etmek için çalışmalıyız.
Unutmamalıyız ki ahlaklı bir toplum, güçlü bir milletin temelidir. Vefa, geçmişle bugün arasında kurulan köprüdür. Eğitim ve bilim ise geleceğe açılan kapıdır.
Bu anlayışla millî ve manevi değerlerimizi yaşatmak, gençlerimize aktarmak ve Türkiye’nin geleceğine katkı sunmak hepimizin ortak sorumluluğudur.
Bu vesileyle vatanımız, milletimiz ve bayrağımız uğruna fedakârlık yapan bütün ecdadımızı rahmet ve minnetle yâd ediyorum.
Yüce Allah vatanımızı, milletimizi ve bayrağımızı muhafaza eylesin. Birliğimizi, beraberliğimizi ve kardeşliğimizi daim eylesin. Bütün insanlığa huzur, adalet ve barış nasip eylesin.
Gayret bizden, başarı yalnızca Yüce Allah’tandır.
İlahiyatçı-Yazar
Özkan SUSUZ





