NEVZAT AKSOY
Değerli okuyucularımız herkese dua ve selamla yazıma başlıyorum.
Bugün öyle bir dönemi yaşıyoruz ki, kardeş kardeşin kapısını çalmaz, halini hatırını sormaz olmuş. Aynı anne ve babanın evlatları, birbirlerinin varlığını ancak çıkarları olduğunda hatırlıyor. Oysa gerçek kardeşlik, bollukta değil; dara düştüğünde uzatılan el, omuz verilen yük ve paylaşılan acıyla anlam kazanır.
İnsan en zor gününde önce ailesine bakar. Çünkü dayanışmanın ilk adresi ailedir. Eğer kardeş kardeşine sahip çıkmıyor, sıkıntısını görmezden geliyor, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.” anlayışıyla hareket ediyorsa, toplumun geri kalanından merhamet ve vicdan beklemek ne kadar gerçekçidir?
Son yıllarda yaşanan her sıkıntıda suçu devlete yüklemek kolay bir alışkanlık hâline geldi. Elbette devletin yerine getirmesi gereken görevler vardır. Ancak unutulmamalıdır ki güçlü devlet, güçlü ailelerden oluşur. Ailesi içinde dayanışmayı kaybetmiş bir toplum, bütün yükü devlete yükleyerek sorunlarını çözemez.
Kardeşine sırt çeviren, anne ve babasının hatırını sormayan, akrabalık bağlarını menfaat üzerine kuran insanların sürekli devleti suçlaması samimi değildir. Çünkü toplumsal çürüme, önce aile içinde başlar. Aile bağları koparsa komşuluk biter, akrabalık zayıflar, güven duygusu yok olur ve sonunda toplum dağılır.
Bugün yeniden hatırlamamız gereken en önemli gerçek şudur: Dayanışma önce ailede başlar. Kardeş kardeşine sahip çıkacak, akrabalar birbirinin derdiyle dertlenecek, büyükler saygı görecek, küçükler korunacaktır. Ancak bu temel sağlam olursa toplum güçlenir, devlet de daha güçlü olur.
Unutmayalım; ailesine sahip çıkmayan bir toplum, geleceğine de sahip çıkamaz. Kardeşlik sadece aynı kanı taşımak değildir; zor günde kapıyı çalmak, ihtiyaç anında el uzatmak ve “Ben senin yanındayım.” diyebilmektir. İşte gerçek dayanışma budur ve her şey burada başlar.
Yüce Allah, “Akrabaya hakkını ver…” buyurarak (İsrâ Suresi, 26. ayet), akrabalık bağlarının korunmasını bir ahlak ilkesi olarak emretmiştir. Bir başka ayette ise, “Allah’ın birleştirilmesini emrettiği bağı koparanlar…” uyarısıyla (Ra’d Suresi, 21 ve devamındaki uyarılar) akrabalık bağlarını koparmanın ağır sonuçlarına dikkat çekilmiştir.
Peygamber Efendimiz (sav) de şöyle buyurmuştur: “Mümin, müminin kardeşidir. Ona zulmetmez, onu yardımsız bırakmaz.” (Buhârî, Mezâlim; Müslim, Birr)
Yine bir başka hadis-i şerifte: “Sıla-i rahmi kesen kimse cennete giremez.” (Buhârî, Edeb; Müslim, Birr)
Bugün herkes şu soruyu kendi vicdanına sormalıdır: Ben, öz kardeşimin kapısını en son ne zaman çaldım? Anne ve babamın hâlini en son ne zaman sordum? Bir yakınımın derdiyle gerçekten dertlendim mi?
Çünkü insan, başkasından beklediği iyiliği önce kendisi yapmakla yükümlüdür. Kendi ailesine merhamet göstermeyen, topluma merhamet dersi veremez. Kendi kardeşine el uzatmayan, devletin uzattığı eli de sürekli yetersiz görecektir.
Unutmayalım ki güçlü milletler, önce güçlü aileler üzerine inşa edilir. Ailenin çöktüğü yerde ne güven kalır, ne huzur kalır, ne de gelecek adına umut kalır.
Kardeşlik miras paylaşmak değil, yük paylaşmaktır. Aile olmak aynı soyadını taşımak değil, aynı acıyı ve aynı sevinci paylaşabilmektir.
Vesselam.
Nevzat AKSOY





