Nevzat AKSOY
Değerli okuyucularımız,
Malınızdan, canınızdan, makamınızdan değil; Allah’tan korkun!
Kendinizden, malınızdan, canınızdan, makamınızdan, koltuğunuzdan ve sahip olduğunuzu zannettiğiniz hiçbir şeyden korkmayın! Asıl korkmanız gereken, sizi yoktan var eden, size akıl veren, rızık veren ve bir gün huzurunda hesap vereceğiniz Allah’tır!
Çünkü mal da geçicidir, makam da geçicidir, şöhret de geçicidir, saltanat da… Bugün elinizin altında olan imkânlar, yarın başkasının eline geçer. Bugün önünüzde eğilen başlar, yarın arkanızdan konuşabilir. Bugün adınızla kapılar açılırken yarın adınızı kimsenin hatırlamadığı günler gelebilir. Zira dünya, kimsenin tapulu mülkü değildir. Dünya bir imtihan yeridir; insan ise bu imtihanın hem şahidi hem de sanığıdır.
Unutmayın! Siz bu dünyaya sahip olmak için değil, sahip olduklarınızla imtihan edilmek için geldiniz.
Malınız size verilmiş bir emanettir. Canınız size verilmiş bir emanettir. Makamınız, yetkiniz, itibarınız, sözünüz ve insanlara karşı taşıdığınız sorumluluklar da birer emanettir. Emanetin sahibi siz değilsiniz; siz yalnızca geçici taşıyıcısısınız. Öyleyse hangi hakla emaneti mülkünüz sanıyor, hangi cesaretle geçici menfaatlerinizi ebedî hakikatin önüne koyuyorsunuz?
Bir düşünün!
Sizi bugün güçlü gösteren makamınız elinizden alındığında geriye ne kalacak? Size itibar kazandıran servetiniz tükendiğinde kim olacaksınız? Çevrenizdeki insanlar menfaatleri sona erdiğinde birer birer uzaklaştığında, kendi vicdanınızla baş başa kaldığınızda hangi yüzle aynaya bakacaksınız?
İşte insanın gerçek büyüklüğü, gücünün zirvesinde değil; gücü elindeyken ne yaptığıyla ölçülür. Gerçek karakter, insanın kimseye muhtaç olmadığını düşündüğü zamanlarda ortaya çıkar. Gerçek ahlak ise insanın haksızlık yapabilecek güce sahip olduğu hâlde adaletten ayrılmamasıdır.
Güçlü olmak başka şeydir, gücünü haklı olmak zannetmek başka şey!
Makam sahibi olmak başka şeydir, makamın hakkını vermek başka şey! Zengin olmak başka şeydir, helalinden kazanıp hakkı gözetmek başka şey! İnsanların sizden çekinmesi başka şeydir, Allah’a karşı sorumluluğunuzu yerine getirmek bambaşka bir şey!
Sakın ola ki koltuğunuzu kaybetmemek uğruna hakikati susturmayın! Menfaatiniz zarar görmesin diye adaleti eğip bükmeyin! Birilerinin gönlünü hoş tutmak için mazlumun ahını, yetimin hakkını, yoksulun feryadını ve hakikatin sesini görmezden gelmeyin!
Zira koltuk gider, makam biter, servet tükenir; fakat işlenen haksızlığın hesabı, insanın yakasını dünyada da bırakmayabilir, ahirette de karşısına çıkabilir.
Bugün birilerinden korkarak sustuğunuz hakikat, yarın sizin en büyük pişmanlığınız olabilir. Bugün bir makamı korumak için çiğnediğiniz vicdan, yarın o makamdan daha ağır bir yük olarak omuzlarınıza binebilir. Bugün birkaç günlük çıkar uğruna göz yumduğunuz adaletsizlik, yarın ömrünüz boyunca taşıyacağınız bir utanca dönüşebilir.
Peki, bütün bunlara değer mi?
Bir avuç menfaat için karakterinizi satmaya değer mi? Bir koltuk için hakikatin karşısında susmaya değer mi? Birilerinin gözüne girmek uğruna Allah’ın huzurunda hesabını veremeyeceğiniz işlere bulaşmaya değer mi?
Allah’tan korkan insan, kuldan korktuğu için hakkı terk etmez. Allah’a hesap vereceğini bilen insan, dünyadaki hesaplarını vicdanının önüne geçirmez.
Çünkü Allah korkusu, yalnızca dilde söylenen bir söz değildir. Allah korkusu; eline fırsat geçtiğinde harama uzanmamak, gücün varken zulmetmemek, yetkin varken ayrımcılık yapmamak, çıkarın söz konusu olduğunda adaleti terk etmemek ve kimsenin görmediği yerde de dürüst kalabilmektir.
Asıl mesele, kalabalıkların önünde iyi görünmek değildir. Asıl mesele, kimsenin görmediği yerde de iyi kalabilmektir.
İnsanları kandırabilirsiniz. Gerçekleri çarpıtabilirsiniz. Hatalarınızı örtbas edebilirsiniz. Gücünüzle bazı kapıları kapatabilir, bazı sesleri bastırabilirsiniz. Kendinizi haklı gösterecek sözler bulabilir, yaptıklarınıza kılıf hazırlayabilirsiniz. Fakat unutmayın: İnsanların gözünden sakladığınız hiçbir şey, Allah’ın ilminden saklı değildir.
İnsanların hükmünden bir süre kaçabilirsiniz; fakat ilahî adaletin tecelli etmeyeceğini düşünerek kendinizi aldatmayın.
Çünkü bu dünya, zalimin sonsuza kadar hüküm sürdüğü, haksızlığın ebediyen kazandığı bir yer değildir. Tarih bunun sayısız örneğiyle doludur. Dün kendisini dokunulmaz sanan nice insan, bugün yalnızca bir ibret olarak anılmaktadır. Dün emirleriyle insanları titreten nice kişi, bugün kendi adını bile yaşatacak bir itibar bırakmadan tarihin karanlığında kaybolmuştur.
Demek ki mesele, ne kadar yükseğe çıktığınız değil; yükselirken neyi çiğnediğinizdir.
Ne kadar kazandığınız değil; kazanırken hangi hakları gözettiğinizdir.
Ne kadar güçlü olduğunuz değil; gücünüzü kimin için ve ne uğruna kullandığınızdır.
Ve ne kadar yaşadığınız değil; geride nasıl bir iz bıraktığınızdır.
Emaneti, sahibine ihanet ederek koruyamazsınız!
Şunu aklınızdan çıkarmayın: Eğer malınız, canınız, makamınız ve sahip olduğunuz bütün imkânlar size birer emanet olarak verilmişse, o emaneti korumanın yolu onu her ne pahasına olursa olsun elinizde tutmak değildir. Asıl sorumluluk, o emanete layık olmaktır.
Bir makamı korumak uğruna adaleti kaybediyorsanız, aslında makamınızı değil, insanlığınızı kaybediyorsunuz demektir.
Malınızı çoğaltmak uğruna helali harama karıştırıyorsanız, aslında kazanmıyor; kendi hesabınızı ağırlaştırıyorsunuz demektir.
Canınızı korumak uğruna her türlü haksızlığa boyun eğiyorsanız, yaşadığınız yılların sayısını artırırken onurunuzdan eksiltiyor olabilirsiniz.
İtibarınızı kurtarmak uğruna gerçeği inkâr ediyorsanız, insanların gözündeki görüntünüzü korurken vicdanınızdaki yerinizi yıkıyorsunuz demektir.
Öyleyse kendinize gelin!
Dünyanın geçici nimetlerini ebedî kurtuluşunuzun önüne koymayın. Birkaç yıllık makam için sonsuzluğu, bir avuç servet için vicdanı, birkaç kişinin alkışı için hakikati, geçici bir rahatlık için adaleti feda etmeyin.
Çünkü emaneti veren Allah’tır; emaneti geri almak da O’nun takdirindedir.
Bugün sizin olan, yarın olmayabilir. Bugün elinizde tuttuğunuz, yarın avucunuzdan kayıp gidebilir. Bugün vazgeçilmez zannettiğiniz şeyler, yarın hayatınızda bir hatıradan ibaret kalabilir.
Hiç kimse dünyaya gelirken cebinde servetle gelmedi. Hiç kimse dünyadan ayrılırken kasasını, makam koltuğunu, unvanlarını ve kendisine gösterilen yapmacık saygıları yanında götüremedi.
İnsan bu dünyadan ayrılırken ardında bıraktığı mallarla değil, yaptıklarıyla ve taşıdığı sorumluluklarla yüzleşecektir. İnancımızın bize hatırlattığı büyük hakikat de budur: Dünya nimetleri geçicidir; insanın hesabı ise ciddidir.
Korkacaksanız, haksızlık yapmaktan korkun!
Bir insanın malını kaybetmesi her zaman felaket değildir; fakat mal kazanmak uğruna vicdanını kaybetmesi büyük bir yıkımdır.
Bir insanın makamını kaybetmesi her zaman küçülmek değildir; fakat makamını korumak uğruna adaletten ayrılması gerçek bir küçülüştür.
Bir insanın dünyadaki gücünü yitirmesi her zaman yenilgi değildir; fakat gücü elindeyken mazluma sırt çevirmesi, hakkı sahibine teslim etmemesi ve kendisini hesap vermez sanması ağır bir ahlaki yenilgidir.
Öyleyse korkacaksanız, hakkı sahibine vermemekten korkun!
Korkacaksanız, bir masumun ahını almaktan korkun!
Korkacaksanız, yetkinizi kişisel çıkarlarınız için kullanmaktan korkun!
Korkacaksanız, bir insanın ekmeğiyle, onuruyla, geleceğiyle ve hakkıyla oynamaktan korkun!
Korkacaksanız, gerçeği bildiğiniz hâlde menfaatiniz uğruna susmaktan korkun!
Korkacaksanız, Allah’ın size emanet ettiği imkânları kendi mülkünüz zannederek başkalarının hakkını gasp etmekten korkun!
Ama hakkın yanında durmaktan korkmayın. Adaleti savunmaktan korkmayın. Mazlumun sesine ses olmaktan korkmayın. Doğru bildiğiniz yolda, bedeli ne olursa olsun, dürüst kalmaktan korkmayın.
Zira insanın başını eğmesi gereken yer hakikatin karşısıdır; haksızlığın karşısı değil!
Son söz: Emaneti bâki olanla değiştirmeyin!
Ey malına güvenenler!
Malınız sizi Allah’ın huzurunda hesaptan kurtaramaz.
Ey makamına güvenenler!
Koltuğunuz sizi ölümden, hesabınızı da sorumluluktan muaf tutamaz.
Ey gücüne güvenenler!
Gücünüz, haklı olduğunuzun kanıtı değildir.
Ey insanların alkışına güvenenler!
Kalabalıkların alkışı, vicdanınızın hükmünü değiştiremez.
Ey kendisini dokunulmaz zannedenler!
Hiçbir insan, hiçbir makam ve hiçbir servet sahibine sonsuzluk vaat etmez.
Kendinizden, malınızdan, canınızdan ve makamınızdan korkmayın; Allah’tan korkun!
Ancak Allah korkusunu yalnızca dilinizde taşıdığınız bir söz hâline getirmeyin. Onu adaletinizde, dürüstlüğünüzde, merhametinizde, kul hakkına gösterdiğiniz hassasiyette ve kimse görmezken yaptığınız tercihlerde ortaya koyun.
Çünkü mesele, Allah’tan korktuğunuzu söylemek değil; bu korkunun sizi haksızlıktan alıkoymasıdır.
Eğer sahip olduklarınız size birer emanetse, o emaneti koruyacağım diye emanete ihanet etmeyin. Makamınızı kaybetmemek uğruna adaletinizi, malınızı kaybetmemek uğruna helalinizi, canınızı korumak uğruna onurunuzu, dünyanızı kurtarmak uğruna ahiretinizi tehlikeye atmayın.
Geçici olanı kalıcı olana, fânî olanı bâkî olana, bir avuç dünya menfaatini ebedî sorumluluğa tercih etmeyin!
Zira bir gün bütün unvanlar susacak, bütün makamlar geride kalacak, bütün servetler başkalarının eline geçecek ve insan kendi yaptıklarıyla baş başa kalacaktır.
İşte o gün ne koltuğunuz konuşacak sizin yerinize ne kasanız ne de çevrenizdeki insanların size duyduğu geçici hayranlık…
O gün geriye yalnızca hakikat, sorumluluk ve hesabını vermeniz gereken amelleriniz kalacaktır.
Öyleyse bugün kendinize sorun: Ben emanete sahip mi çıkıyorum, yoksa emanetin sahibi olduğumu sanarak kendimi mi kandırıyorum?
Unutmayın!
Makam geçer, mal tükenir, saltanat biter, ömür sona erer. Allah bâkîdir. O’nun huzurunda verilecek hesap ise hiçbir makamın gölgesinde kaybolmaz.
Emaneti, emaneti verene ihanet ederek koruyamazsınız.
Ve sakın unutmayın:
Emaneti bâki olanla, fânî olanı değiştirmeyin!
Vesselam.
Nevzat AKSOY





