Türk milliyetçiliği davasının fedakâr neferlerinden, Keçiören’in yiğit evlatlarından, Ülkücü Hareket’in genç yaşta şehadete yürüyen kahramanlarından biri olan Ali Alper Demir’i rahmet, minnet ve dualarla anıyoruz.
Aslen Kastamonulu olan Ali Alper Demir, Ankara Keçiören Şefkat (Mecidiye) Mahallesi’nde ikamet ediyordu. Henüz 23 yaşındaydı. Ankara Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu öğrencisiydi. Eğitim hayatını sürdürürken aynı zamanda ülkücü hareket içerisinde aktif görevler üstlenmiş, Mecidiye Ülkü Ocağı’nın kurucu başkanlığını yapmış, Keçiören Ülkü Ocağı Başkan Yardımcılığı görevinde bulunmuş ve Ankara ÜGD (Ülkücü Gençlik Derneği) Yönetim Kurulu Üyesi olarak hizmet etmişti.
Mecidiye’nin bıçkın delikanlısı olarak tanınan Alper; yakışıklılığı, düzgün giyimi, zekâsı, cesareti ve insanlara yaklaşımıyla herkesin sevgisini kazanmıştı.
Dostluğa önem veren, paylaşmayı seven, bir dilim ekmeğini ve bir simidini arkadaşlarıyla bölüşmekten çekinmeyen cömert bir insandı. Mahallesinde, ocağında ve arkadaş çevresinde sözü dinlenen, güven duyulan bir dava adamıydı.
Rahmetli Ali Alper Demir ile arkadaşlığımız Keçiören Mecidiye Ülkü Ocağı’nda başladı. Birlikte nice mücadelelerin, nice hatıraların içinde yer aldık.
O dönem Keçiören, Ankara’da ülkücü hareketin en güçlü merkezlerinden biriydi. Üniversite öğrencileri, akademisyenler, yazarlar, bürokratlar ve fikir adamları burada yetişiyor; ülkenin dört bir yanından gelen dava insanları Keçiören’de buluşuyordu. Hareketin önde gelen isimleri sık sık bu bölgede bulunur, gençlerle bir araya gelirdi.
Ali Alper Demir, yalnızca cesur değil aynı zamanda son derece pratik zekâya sahip bir insandı. Zor zamanlarda arkadaşlarını korur, olaylara soğukkanlı yaklaşır ve çözüm üretirdi.
Ocağın ihtiyaçlarının karşılanmasından gençlerin yetişmesine kadar her konuda fedakârca çalışırdı. Kimsenin mağdur olmasına razı olmaz, elinden gelen yardımı yapardı.
1979 yılı ülkücü hareket için son derece zor günlerin yaşandığı bir dönemdi. Her gün yeni saldırılar, yeni acılar ve yeni şehadet haberleri geliyordu. Bundan yalnızca iki buçuk ay önce, 13 Nisan 1979’da ülküdaşımız Alper Tunga Uytun şehit edilmişti.
15 Nisan 1979 tarihinde Yozgat Mitingi’ne giderken kortejin en önünde Ali Alper Demir vardı. Hep birlikte yürürken yüksek sesle:
“Alper’ler ölmez! Alper’ler ölmez!”
sloganlarını attırıyordu.
Kim bilebilirdi ki aradan yalnızca iki buçuk ay geçecek ve bu kez aynı sloganlar Ali Alper Demir için söylenecekti…
Şehadetinden bir gece önce kendisiyle son kez görüştük. Gece saatlerinde Ahmet Çavuş tarafından Mecidiye’ye doğru yürürken bir ıslık sesi duydum. Dönüp baktığımda mahallenin manavının önünde oturmuş karpuz kesmiş yiyordu. Beni yanına çağırdı.
“Yakup, gel!” diye seslendi.
Yanına gittim. Birlikte karpuz yedik, sohbet ettik. Gelecekten, mücadeleden, arkadaşlardan konuştuk. Yaklaşık yarım saat sonra vedalaşıp ayrıldık.
O gece bunun son görüşmemiz olacağını bilmiyordum. Ertesi gün öğleden sonra gelen şehadet haberi yüreğimize ateş gibi düştü.
30 Haziran 1979 günü Ankara Bahçelievler 3. Cadde’de bulunan MHP Genel Merkezi, dönemin en ağır saldırılarından birine uğradı. Yüzleri maskeli, uzun namlulu silahlarla donatılmış saldırganlar önce polis karakolu çevresini, ardından MİSK binasını ve asıl hedef olarak da MHP Genel Merkezi’ni ateş altına aldılar. El bombaları kullanıldı, yüzlerce mermi sıkıldı.
O gün MHP Genel Merkezi’nde nöbet görevi yapan ülkücü gençlerden ikisi Ali Alper Demir ve Ömer Yüce idi. Nöbetlerini devralacak arkadaşlarının başka bir göreve gitmesi üzerine görevlerine devam etmişlerdi.
Saldırının hedefinin yalnızca bina değil, aynı zamanda Türk milliyetçiliği hareketinin lideri Başbuğ Alparslan Türkeş olduğu yönünde değerlendirmeler yapılmıştır. Ancak Başbuğ’un programındaki gecikme nedeniyle planların bozulduğu ifade edilmektedir.
Saldırganların attığı bombalardan saçılan şarapnel parçaları Ali Alper Demir ve Ömer Yüce’yi yaraladı. Yere düşen iki genç, saldırı sırasında ağır yaralandı. Daha sonra yakın mesafeden açılan ateş sonucu şehit oldular. Ali Alper Demir hastaneye kaldırıldıysa da yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak şehadete yürüdü.
Bahçelievler Polis Karakolu’nun olay yerine çok yakın olmasına rağmen saldırıya müdahalenin gecikmesi ve olayın tüm yönleriyle aydınlatılamaması yıllarca tartışılmıştır.
Başbuğ Alparslan Türkeş olay yerine geldiğinde evlatları gibi sevdiği gençlerin şehit olduğunu öğrenmiş, derin bir üzüntü yaşamıştır. Bu olay, ülkücü hareketin hafızasında unutulmayan acılardan biri olarak yerini almıştır.
Rahmetli Ali Alper Demir’in Arkadaşları şehadetinden kısa süre önce mezar resmi çizdiğini ve gördüğü bazı rüyaları anlattığını ifade etmişlerdir. Bu durum yıllarca arkadaş çevresinde hüzünle hatırlanmıştır.
Yıllar sonra Karşıyaka Mezarlığı’ndaki kabri yenilenmek istenirken ilginç bir durum ortaya çıktı. Mezarlık kayıtlarında zaman içerisinde oluşan karışıklık nedeniyle mezar yerlerinde hata olduğu anlaşıldı.
Yapılan incelemeler sonucunda yanlışlık düzeltildi ve Ali Alper Demir’in kabri yeniden düzenlenerek hak ettiği şekilde yaptırıldı.
Kabir çalışmaları sırasında bulunan arkadaşlarımızın anlattığına göre, mezarın açılması esnasında çevreyi son derece güzel bir koku sardı. O gün orada bulunanlar, hayatlarında böylesine etkileyici bir koku duymadıklarını ifade etmişlerdir. Bu hatıra, onu tanıyanların hafızasında ayrı bir yer edinmiştir.
Ali Alper Demir benim hayatımda özel bir yere sahiptir. Alper Tunga Uytun ile birlikte hatırası gönlümde daima farklı bir yerde kalmıştır. Şehadetinden kısa süre önce yaptığımız son sohbet ve ardından gelen acı haber beni derinden etkilemişti. O gün kendi kendime söz verdim:
“Eğer bir gün oğlum olursa adını Alper koyacağım.”
Rabbim nasip etti ve oğlumun adını Alper koydum. Böylece hem Alper Tunga Uytun’un hem de Ali Alper Demir’in hatırası ailemizde yaşamaya devam etti.
Bugün aradan geçen onca yıla rağmen Ali Alper Demir; cesareti, dava şuuru, fedakârlığı, dostluğu ve örnek kişiliğiyle hatırlanmaktadır. Keçiören’in yiğit evlatlarından biri olarak gönüllerde yaşamaya devam etmektedir.
Bugün Ali Alper Demir’i anarken sadece bir şehidi hatırlamıyoruz; bir neslin ödediği ağır bedeli, çektiği çileyi, döktüğü kanı ve verdiği mücadeleyi de hatırlıyoruz.
Ali Alper Demirler, Ömer Yüceler, Alper Tunga Uytunlar makam, mevki, ihale, koltuk veya siyasi ikbal için mücadele etmediler. Onlar, inandıkları dava uğruna gençliklerini, geleceklerini ve nihayetinde canlarını feda ettiler.
Onların bıraktığı emanet; şahsi menfaatlerin, hiziplerin ve küçük hesapların üzerinde tutulması gereken kutlu bir emanettir.
Ülkücünün görevi, davasına fayda sağlayan her işin yanında durmak; zarar veren her tavrın da karşısında olmaktır.
Makamlar geçicidir, koltuklar fanidir, isimler zamanla unutulur; ancak verilen mücadele, ödenen bedel ve şehitlerin hatırası nesiller boyunca yaşamaya devam eder.
Ali Alper Demir ve bütün ülkücü şehitler bize şunu öğretmiştir:
“Bir dava uğruna can vermek büyük bir şereftir; fakat o davaya zarar vermeden, emanete sadakatle sahip çıkabilmek daha büyük bir sorumluluktur.”
Rabbim bizleri şehitlerimizin emanetine layık olanlardan eylesin.
Ruhları şad, mekânları cennet olsun.

Ruhun şad olsun
Ali Alper Demir…
Alperler ölmez,Şehitler ölmez, hatıraları yaşar.
Ruhlarına El-Fatiha
YAKUP AVCI





