NEVZAT AKSOY
Değerli okuyucularımız;
İnsanın dünyadaki en büyük imtihanlarından biri, sahip olduğu imkânlarla nasıl bir insan olduğudur.
Kimi insana makam verilir, kimi insana servet, kimi insana yetki, kimi insana da insanlara hizmet etme sorumluluğu… Fakat unutulmamalıdır ki makam da servet de yetki de emanettir.
Bugün oturduğunuz koltukta sizden önce başkaları vardı, sizden sonra da başkaları olacaktır. Bugün kapınızda bekleyen insan, yarın sizin bir kapının önünde beklemenize vesile olacak bir hayat yaşayabilir. Dünya böyledir; insan bazen yükselir, bazen alçalır, bazen veren olur, bazen alan.
Bu yüzden kendinizi makamınızla büyütmeyin, insanları makamınızla küçültmeyin.
Çünkü insanı yücelten koltuğu değil; ahlâkı, merhameti, adaleti ve tevazusudur.
bir kapı kadar yakın, bir vicdan kadar uzak
Düşünün…
Hayatında büyük bir sıkıntı yaşayan bir insan, belki son umuduyla bir makamın kapısına gelir. Belki derdini anlatmak için günlerce cesaret toplamıştır. Belki evinde çaresiz bir anne, işsiz bir baba veya çözüm bekleyen bir aile meselesi vardır.
Belki sizden büyük bir yardım istemiyordur.
Belki yalnızca dinlenmek istiyordur.
Fakat makam sahibi kişi, kapısını açmadığında; kulağı işitip kalbi duymadığında, insanı makamının gölgesinde küçülttüğünde asıl yara orada açılır.
O insan kapıdan geri döner.
Belki işi çözülmemiştir.
Ama daha acısı, gönlü kırılmıştır.
Başını öne eğerek, “Demek ki benim derdim kimsenin umurunda değil.” diye düşünebilir.
Makam sahibi ise belki yaşananları kısa süre sonra unutacaktır.
Fakat unutulmaması gereken şudur:
Bir insanın unuttuğu gönül kırıklığı, Allah’ın ilminden çıkmaz.
insanların unuttuğu hesap
Dünyada makamların bir süresi, koltukların bir ömrü, servetin bir sonu vardır.
İnsan bugün güçlü olabilir, yarın güçsüz kalabilir.
Bugün insanları kapısında bekletebilir, yarın kendisi bir kapının önünde bekleyebilir.
Bu nedenle makam sahibi insan, koltuğuna güvenerek kibirlenmemelidir.
Makam, insana üstünlük değil, sorumluluk verir.
Yetki, insanları ezmek için değil, hakkı gözetmek için vardır.
Zenginlik, insanları küçümsemek için değil, ihtiyaç sahibine el uzatabilmek için bir imkândır.
Unvan, insanın değerini artırmaz; insanın davranışı unvanına değer kazandırır.
Bir insanın önünde herkes susabilir. Herkes ayağa kalkabilir. Herkes saygı gösterebilir.
Fakat asıl mesele, siz kendinizden daha güçsüz olana nasıl davranıyorsunuz?
İşte insanın gerçek karakteri orada ortaya çıkar.
bir gün o kapının önünde siz olabilirsiniz
Hayatın ne getireceğini hiç kimse bilemez.
Bugün güçlü olanın yarın ne yaşayacağını, bugün yardım isteyenin yarın hangi makama geleceğini kimse bilemez.
Bu yüzden insan, elindeki gücü kendisine verilmiş sonsuz bir mülk gibi görmemelidir.
Koltuk geçicidir, insanlık kalıcıdır.
Makam geçicidir, bırakılan iz kalıcıdır.
Bir insanı susturmak kolaydır; dinlemek olgunluk ister.
Bir insanı küçümsemek kolaydır; anlamaya çalışmak vicdan ister.
Bir kapıyı kapatmak kolaydır; o kapıyı ihtiyaç sahibine açmak insanlık ister.
Asıl büyüklük, insanların size ulaşamadığı bir makama çıkmak değil; makama çıktığınız hâlde insanlara ulaşılabilir kalabilmektir.
kalp kırmak küçük bir mesele değildir
Bazen bir söz söyleriz ve geçip gittiğini zannederiz.
Bazen bir insanı tersleriz, bekletiriz, dinlemeyiz ve bunu önemsiz görürüz.
Oysa karşıdaki insanın neler yaşadığını bilmiyoruz.
Belki o gün son umuduyla karşımıza çıkmıştır.
Belki gururunu yenerek yardım istemiştir.
Belki bizim bir cümlemiz, onun zaten ağır olan yükünü daha da ağırlaştırmıştır.
Bu nedenle kendimize şu soruyu sormalıyız:
“Ben bu insanın işini mi geri çevirdim, yoksa gönlünü mü kırdım?”
Yardım edemeyebilirsiniz.
Her sorunu çözemeyebilirsiniz.
Her isteği yerine getiremeyebilirsiniz.
Fakat hiçbir makam, insanı incitme hakkı vermez.
Güzel bir söz söylemek çoğu zaman hiçbir şey kaybettirmez.
Bir insanı dinlemek makamı küçültmez.
Bir muhtaca el uzatmak insanı eksiltmez.
Tam tersine, insanı insan yapan da budur.
makam bir imtihandır
Makam sahibi olmak bir ayrıcalık değil, büyük bir imtihandır.
Çünkü makam insanın karakterini büyütmez; var olan karakterini görünür hâle getirir.
Makamdayken mütevazı kalabiliyorsanız, işte asıl zenginlik budur.
Gücünüz varken adaletli olabiliyorsanız, işte asıl büyüklük budur.
Kapınıza geleni küçümsemiyorsanız, işte asıl makam budur.
Unutmayın:
Bir koltuğa oturmak kolaydır; o koltuğa insanlık yakışırmak zordur.
Bugün elinizde bulunan imkânı kendinize verilmiş bir üstünlük değil, size teslim edilmiş bir emanet olarak görün.
Çünkü emanetin sahibi değişebilir; fakat emanete nasıl davrandığınız sizin sorumluluğunuzdur.
son söz: gönül almak için geç kalmayın
Değerli okuyucularımız;
Dünya kısa.
Makam geçici.
Servet geçici.
Şöhret geçici.
Koltuklar geçici.
Unvanlar geçici.
Günün sonunda insanın elinden bütün bunlar alınır.
Geriye ise insanlara nasıl davrandığı kalır.
Bu nedenle makam sahibi olan herkes zaman zaman kendisine şu soruları sormalıdır:
Kapıma gelen insanı dinliyor muyum?
Gücüm arttıkça merhametim de artıyor mu?
İnsanları makamımla mı, insanlıklarıyla mı değerlendiriyorum?
Bugün kırdığım bir gönül, yarın karşıma nasıl çıkacak?
Ve en önemlisi:
Bir gün o koltuktan kalktığımda, arkamdan nasıl bir insan olduğum söylenecek?
Çünkü makam odaları unutulur, koltuklar değişir, unvanlar silinir.
Fakat bir insanın gönlünde bıraktığınız iz kolay kolay silinmez.
Öyleyse;
Gücünüz varken merhametli olun.
Makamınız varken mütevazı olun.
Yetkiniz varken adaletli olun.
Zenginliğiniz varken paylaşın.
Kapınız varken insanlara açık olun.
Yardım edemiyorsanız güzel bir söz söyleyin.
Çözüm bulamıyorsanız dinleyin.
Bir kapıyı açamıyorsanız bile insanın yüzüne kapatmayın.
Çünkü bazen insanın ihtiyacı olan şey büyük bir yardım değil, küçümsenmediğini hissetmektir.
Şunu hiçbir zaman unutmayalım:
Makam insanı yüceltmez; insan makamı yüceltir.
Koltuk insanı değerli kılmaz; insan oturduğu koltuğa değer kazandırır.
İnsanın gerçek büyüklüğü, başkalarını ne kadar küçülttüğüyle değil, kaç insanın gönlünü incitmeden yaşadığıyla anlaşılır.
Bugün bir insanın kapısına duvar olmayın.
Yarın sizin de bir kapıya ihtiyacınız olabilir.
Bugün bir gönlü kırmayın.
Çünkü bazı yaralar gözle görünmez; fakat insanın içinde yıllarca taşınır.
Makamınız ne olursa olsun, insanlığınızı kaybetmeyin.
Çünkü gün gelir;
koltuk gider,
makam gider,
unvan gider,
kalabalıklar dağılır…
Ve insan, bütün gösterişlerden sıyrılıp kendi vicdanıyla baş başa kalır.
İşte o gün insanın gerçek serveti ortaya çıkar:
Kırdığı gönüller mi, kazandığı gönüller mi?
Aldığı dualar mı, bıraktığı ahlar mı?
İnsanlara tepeden baktığı günler mi, yoksa insanlara insan gibi davrandığı anlar mı?
Öyleyse gelin, makamın değil gönlün büyüklüğüne talip olalım.
İnsanları küçültmeden büyüyelim.
Kimsenin boynunu bükmeden başımızı dik tutalım.
Bir gönül yıkmaktan değil, bir gönül kazanmaktan yana olalım.
Çünkü bu dünyada sahip olunabilecek en büyük makam:
İyi insan olabilmektir.
Vesselam.
NEVZAT AKSOY





