Anasayfa / Köşe Yazıları / Kerkük… Önce Toplumsal Doku

Kerkük… Önce Toplumsal Doku

Günaydın.
Hayırlı Cumalar.

Bir şehir yalnızca binalardan, caddelerden ve tapu kayıtlarından oluşmaz.

Bir şehrin asıl kimliği; insanında, mahallesinde, komşuluğunda, geleneklerinde, hafızasında ve nesilden nesile aktardığı yaşam biçiminde saklıdır.

Kerkük bugün tam da bu noktada ciddi bir değişim yaşıyor.

2003 başlayan nüfus hareketliliği, 2014 DEAŞ dönemindeki göçlerle hızlandı ve 2017 sonrasında ise mesele başka bir boyuta geçti. Irak’ın farklı bölgelerinden Kerkük’e yönelen arazi ve gayrimenkul alımları, yeni yatırımlar ve yeni yerleşim alanları şehirde giderek daha görünür hâle geldi.

İlk bakışta bu durum sıradan bir emlak hareketi gibi görülebilir.

Ama mesele yalnızca ev almak, arsa satmak ya da yatırım yapmak değildir.

Çünkü toprak el değiştirdiğinde yalnızca tapudaki isim değişmez.

Mahalle değişir.

Komşuluk değişir.

Sosyal ilişkiler değişir.

Yaşam biçimi değişir.

Ve zamanla şehrin karakteri değişir.

Kerkük’ün asıl meselesi de budur.

Bu şehir, yüzyıllar boyunca kendine özgü bir sosyal düzen, mahalle kültürü, aile ilişkileri, gelenekler ve ortak yaşam anlayışı oluşturmuştur.

Bunların hiçbiri sıradan ayrıntılar değildir.

Bunlar şehrin hafızasıdır.

Bugün bazı bölgelerde hızlı ve kontrolsüz değişim, sadece yapılaşmayı değil, toplumsal yapıyı da dönüştürmektedir.

Burada açık konuşmak gerekir:

Her yeni gelen insan sorun değildir.

Her yatırım da tehdit değildir.

Ama plansız ve sınırsız değişim, her şehir için risktir.

Bu nedenle şu soruyu sormak zorundayız:

Kerkük’teki bu hızlı nüfus ve emlak hareketliliğinin sosyal sonuçlarını kim hesaplıyor?

Şehrin geleceğine dair ciddi bir plan var mı?

Yoksa her şey piyasanın akışına mı bırakılmış durumda?

Çünkü şehirler bir gecede kimlik kaybetmez.

Kimlik kaybı sessiz olur.

Bir ev satılır.

Bir arsa el değiştirir.

Bir sokak dönüşür.

Bir mahalle genişler.

Yeni alışkanlıklar yerleşir.

Yıllar geçer.

Sonra insanlar dönüp bakar ve şu soruyu sorar:

“Bizim bildiğimiz şehir nereye gitti?”

İşte asıl tehlike budur.

Kerkük’ün emlak meselesi yalnızca ticari bir konu değildir.

Bu; şehir planlamasıdır.

Bu; nüfus politikasıdır.

Bu; toplumsal dengedir.

Bu; kültürel hafızadır.

Ve en önemlisi, Kerkük’ün yarın nasıl bir şehir olacağı meselesidir.

Bu nedenle sorumluluk yalnızca devlete ait değildir.

Yerel yönetimler planlama yapmak, yasaları uygulamak ve tapu işlemlerini denetlemek zorundadır.

Siyasetçiler günlük çekişmelerin ötesine geçip şehrin uzun vadeli çıkarlarını savunmalıdır.

Yatırımcılar yalnızca kârı düşünmemelidir.

Arazi sahipleri ise toprağın sadece ekonomik bir mal olmadığını bilmelidir.

Çünkü toprağı satabilirsiniz.

Ama kaybolan şehir hafızasını geri satın alamazsınız.

Çözüm gelişmeyi durdurmak değildir.

Kerkük elbette gelişmelidir.

Yatırım gelmelidir.

Yeni projeler yapılmalıdır.

İş imkânları artmalıdır.

Ama gelişme, şehrin kimliğini yok ederek gerçekleşmemelidir.

Kerkük için açık bir şehircilik ve nüfus politikası hazırlanmalı, emlak hareketleri yakından izlenmeli, tarihî ve sosyal değeri olan mahalleler korunmalı, altyapı kapasitesi dikkate alınmalı ve halk şehrin geleceğine ilişkin kararlara dahil edilmelidir.

Çünkü gelişmişlik, göğe yükselen bina sayısıyla ölçülmez.

Asıl gelişmişlik, bir şehrin büyürken kendi ruhunu koruyabilmesidir.

Bugün kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:

Yirmi ya da otuz yıl sonra nasıl bir Kerkük bırakacağız?

Sadece daha büyük bir Kerkük mü?

Yoksa hâlâ kendisini tanıyabilen bir Kerkük mü?

Kerkük’ün gelişmeye ihtiyacı vardır.

Ama daha da önemlisi, kendisi olarak kalmaya ihtiyacı vardır.

Kerkük gelişsin… ama Kerkük değişip kendine yabancılaşmasın.

Önce toplumsal doku.

Ali Mehdi Sadık
18 Eylül 2026
Can Kerkük

Etiketlendi:

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir