Anasayfa / Köşe Yazıları / Vicdanın Terazisi Bozulursa Devlet de Toplum da Ayakta Kalamaz

Vicdanın Terazisi Bozulursa Devlet de Toplum da Ayakta Kalamaz

NEVZAT AKSOY

Değerli okuyucularımız;

Bizi millet olarak mutlu, huzurlu ve müreffeh yarınlara taşıyacak sihirli ilaç; ne yalanlarda, ne gösterişli nutuklarda, ne de kâğıt üzerinde başarı gibi gösterilen rakamlardadır. Gerçek kurtuluş, ancak temiz bir vicdanın elindeki adalet terazisindedir.

Bir milletin en büyük serveti ne altınıdır ne petrolüdür ne de yüksek binalarıdır. Asıl serveti; adaletli yöneticileri, dürüst insanları ve hakkı eğip bükmeyen vicdanlarıdır. Vicdan sustuğunda kanunlar sadece yazıdan ibaret kalır. Adalet kaybolduğunda ise en güçlü devletler bile içten çürümeye başlar.

Yüce Allah şöyle buyurur:

“Şüphesiz Allah adaleti, iyiliği ve yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalığı ve azgınlığı yasaklar.” (Nahl, 16/90)

Bu ilahi emir sadece mahkemelere değil; siyasetçiye, bürokrata, işçiye, işverene, öğretmene, gazeteciye ve toplumun her ferdine yöneliktir.

Bugün hepimiz kendimize şu soruyu sormalıyız:

Vicdanımızın sesini gerçekten dinliyor muyuz? Yoksa menfaatimiz konuşurken vicdanımızı susturuyor muyuz?

Bir toplumda yalan normalleşmişse, liyakat yerini torpile bırakmışsa, emanet ehline verilmemişse ve doğrular yalnız bırakılmışsa; o toplumun en büyük sorunu ekonomi değil, ahlaki çöküştür.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüğünüzden sorumlusunuz.” (Buhârî, Müslim)

Bu hadis, makamı olan kadar sıradan vatandaşın da sorumluluğunu ortaya koymaktadır. Çünkü adalet sadece devletin görevi değildir; her bireyin omuzunda taşıdığı ilahi bir emanettir.

Başka bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurulur:

“Bizi aldatan bizden değildir.” (Müslim)

Ne kadar ağır ve sarsıcı bir uyarı! Yalanla kazanılan makamlar, hileyle elde edilen servetler ve aldatmayla kurulan düzenler, er ya da geç sahibini de toplumu da felakete sürükler.

Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz şöyle emrediyor:

“Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutun. Kendinizin, anne-babanızın ve yakınlarınızın aleyhine de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun.” (Nisâ, 4/135)

İşte gerçek adalet budur. Yakınına göre değişmeyen, makam sahibine göre eğilmeyen, zengine ayrı fakire ayrı işlemeyen adalet…

Bugün ihtiyacımız olan şey; daha fazla slogan değil, daha fazla vicdandır. Daha fazla gösteriş değil, daha fazla dürüstlüktür. Daha fazla öfke değil, daha fazla hakka bağlılıktır.

Unutulmamalıdır ki; adaletin olmadığı yerde güven olmaz. Güvenin olmadığı yerde yatırım olmaz. Yatırımın olmadığı yerde üretim olmaz. Üretimin olmadığı yerde refah olmaz. Refahın olmadığı yerde ise huzurdan söz etmek mümkün değildir.

Hz. Ömer’e nispet edilen şu meşhur söz, tarihin en büyük derslerinden biridir:

“Adalet mülkün temelidir.”

Bu söz sadece devlet yönetiminin değil, aileden başlayarak toplumun bütün kurumlarının ayakta kalmasının temel ilkesidir.

Artık birbirimizi suçlamaktan önce kendimizi sorgulamanın zamanıdır. Herkes kendi vicdanının karşısına geçmeli ve şu soruyu cesaretle sorabilmelidir:

Ben adalet için ne yaptım? Ben doğruluk için hangi bedeli ödedim? Ben emanete ne kadar sahip çıktım?

Çünkü milletleri ayakta tutan silahlar değil, vicdanlardır. Devletleri güçlü yapan saraylar değil, adalettir. Geleceği inşa eden ise gösteriş değil; dürüstlük, merhamet ve hakkaniyettir.

Allah bizleri doğruluktan ayrılmayan, adaleti ayakta tutan, vicdanını menfaatine satmayan kullarından eylesin. Çünkü gerçek kalkınma; önce insanın vicdanında başlar.

Vesselam

Nevzat AKSOY

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir